KAVRAM HARİTASI
25 Mart 2017 Cumartesi
15 Mart 2017 Çarşamba
ÖĞRENME STİLLERİ
Öğrenme stili; öğrenenin algılama, düşünme, hatırlama ve problem çözme şekillerini temsil eden bilgiyi işleme alışkanlıklarıdır.
Öğrenme stili ‘bireylerin bilgiyi işleme ve düzenlemede ya da çevresel uyarıcılara verdikleri tepkilerde farklı yollar kullanmaları’ (Newby, Stepich, Lehman ve Russell, 2000); “öğrenenlerin çevresini algılama, bilgiyi işleme, çevresi ile etkileşim kurma ve tepkide bulunmada kullandığı tercihleri belirleyen özellikler” (Şimşek, 2002), her bir öğrencinin yeni ve zor bilgiyi öğrenmeye hazırlanırken, öğrenirken ve hatırlarken farklı ve kendilerine özgü yollar kullanmasıdır (Dunn ve Dunn, 1993) biçiminde tanımlanmaktadır.(1)
Öğretim gerçekleştirceğimiz bireylerin öğrenme sitillerini bilmemiz hazırlayacağımız öğretim tasarımında yol gösterici olacaktır. Bireylerin bilişşel, duyuşşal, fiziksel ve sosyal özelliklerini bilmek de en büyük yol göstericilerimizdendir. Bireyler bir konuyu algılamaya, anlamaya ve kullanmaya çalışırken farklı yollar izlerler.
1.Görsel
2.İşitsel
3.Kinestetik
4.Sosyal
Sosyal öğrenme stili son zamanlarda ortaya çıkarılmış ve bu öğrenme stiline ilişkin uygulamalar geliştirilmiştir. Öğrenme stilleri üzerine yapılan araştırmalar sonucunda insanların %73 ünün en az iki öğrenme stilini de kullandığını ortaya çıkmıştır. Öğrenme stillerinden en az birine sahip olanların oranı oldukça azdır.
(2)
GÖRSEL ÖĞRENME
Görerek ve okuyarak öğrenmeyi tercih ederler. Kendi kendine okuyarak öğrenirler. Renkli şeyleri, grafik ve haritaları tercih ederler.
* Görseller, özel yaşamlarında genellikle düzenli ve titizdir.
* Karışıklıktan ve dağınıklıktan rahatsız olurlar.
* Dağınık bir masada çalışamazlar, önce masayı kendilerine göre düzenlerler daha sonra çalışmaya başlarlar.
* Kalem, silgi, kalemtıraş gibi araçlar için sıra veya masada kendilerine göre yerler belirlerler ve bu araç gereçleri hep bu yerlerde tutarlar.
* Çantaları dolapları her zaman düzenlidir.
* Yazmayı sevmeseler bile defterlerini düzenli ve itinalı kullanırlar.
* Defterlerinin köşeleri kıvrılmaz, kıvrılırsa da ataç takarak bu kıvrılmayı önlemek için gayret gösterirler.
* Görsel sanatlar, edebiyat, yaratıcı yazı çalışmaları ve deneme tarzında yazılmış olan edebi eserler ilgilerini çeker.
* Konu anlatımı veya bir olayın anlatımındansa yazılı olarak verilmesini tercih ederler.
* Okudukları ve yazdıkları metinlerde yazım, noktalama ve diğer dilbilgisi kurallarına duyarlıdırlar. Bu özelliklerinden dolayı evde büyükleri, okulda öğretmenleri tarafından takdir edilirler. (3)
İŞİTSEL ÖĞRENME
İşiterek,
dinleyerek ve tartışarak
öğrenmeyi tercih
ederler.
* İşitseller, küçük yaşlarda kendi kendilerine konuşurlar.
* Ses ve müziğe duyarlıdırlar.
* Sohbet etmeyi, birileri ile çalışmayı severler.
* Yabancı Dil öğreniminde (konuşma ve dinleme becerilerinde) başarılıdırlar.
* Kendi kendine konuşmaları nedeniyle öğretmeni dinlemekte zorlanabilirler bu özellikleri nedeniyle işittiklerini daha iyi anlama özelliklerine rağmen bu şanslarını kaybederler.
* Gözle okuma esnasında hiçbir şey anlayamayabilirler. Bu nedenle okurken dudakları oynar sesli okurlar.
* Desteklemek için en azından kendi kulağının duyabileceği bir sesle okumalarına izin verilmelidir. * İşittiklerini daha iyi anlarlar. Daha çok konuşarak, tartışarak öğrenirler. Bilgi alırken dinlemeyi okumaya tercih ederler.
* Tempolu ve ahenkli konuşurlar.
* Olay ve kavramları birinin anlatması ile daha iyi anlarlar.
* Grup ve ikili çalışmalarda konuşma ve dinleme olanakları olduğu için iyi öğrenirler.
* Hatırlamak istediklerini, birisi kendilerine anlatıyor ya da söylüyormuş gibi işiterek hatırlarlar.(3)
KİNESTETİK ÖĞRENME
Bazılarının aklında hareket enerjisi daha iyi kalır. Bunlar öğrenecekleri şeylerle fiziksel temas kurarak, yaparak öğrenirler; tacdil, kişinin el ile duyumsamasına dayanır. Kinestetik gezme, pandomim, vs.yi kapsar.
* Dokunsallar oldukça hareketli olur ve hareket halinde öğrenirler.
* Tahtayı silmek, pencereyi açmak, kapıyı örtmek, tebeşir getirmek hep onların görevi olsun isterler. * İlgi odağı olmaktan hoşlanırlar.
* Uzun müddet oturduklarında ve hareketsiz kaldıklarında zorluk çekerler.
* Tahta-tebeşir-anlatım ders işleme sisteminden en az yararlananlar onlardır. Bu nedenle, “yaramaz” ve “tembel” olarak tanımlanabilirler.
* Dikkatlerini çekmek için dokunmak ve temas önemlidir.
* Öğrenebilmeleri için yaparak-yaşayarak öğrenme dediğimiz öğrenme tekniklerinin uygulanması faydalıdır.
* Sosyal ortamlarda canlılık ve hareketlilikleriyle dikkat çeker; insanlara yakın dururlar. Kısa, öz, dokunarak, jest/mimiklerle ve hareket ederek konuşurlar.(3)
SOSYAL ÖĞRENME
Bazı öğrenciler başkalarıyla sosyal etkileşim halindeyken daha iyi öğrenirler. Grupla çalışma, ortak projeler geliştirme bu öğrencilere uygun öğrenme stilleridir.
KAYNAKÇA
1-http://ogta.net/lesson/ogrenen-ozellikleri-ders-notlari
2-http://www.egitimsokagi.com/Konu-ogrenme-stilleri--8095.html
3-https://ismetcabuk.blogspot.com.tr/2010/09/ogrenme-stilleri-ve-calsma-yontemleri.html
Genel bilgi edinilen kaynak:
http://mebk12.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/35/16/964077/dosyalar/2013_10/10115511_ogrstil.doc
9 Mart 2017 Perşembe
İHTİYAÇ TÜRLERİ
İnsanda yokluğu hissedilen ve giderilmedisi durumunda haz veren, giderilmesi için çaba gösterilen, giderilmediği zaman üzüntü veren duyguya ihtiyaç denir.
İnsanlar yaşamlarını devam ettirebilmek için yemek, içmek, barınmak, giyinmek gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla belirli bir çaba içerisine girerler. Acıktıkları zaman bir şeyler yemek, susadıkları zaman su içmek, üşüdükleri zaman ısınmak, açıkta kaldıkları zaman barınmak, çalışmaktan yorulunca dinlenmek, boş kalınca eğlenmek, korktukları zaman korunmak isterler. Bunlara daha yüzlercesi eklenebilir. İnsan ihtiyaçlarının bir kısmı zamanında karşılanmazsa “acı hissi” verir ya da “üzüntü” veya “kaygı” duyulmasına yol açar. Bir kısmı ise kendini aynı şiddette hissettirmez, fakat karşılandığı zaman “sevinç hissi” verir ya da “zevk” veya “gurur” duyulmasına yol açar.(1)
Eğitimde ihtiyaç da yukarıdaki tanımlara benzer şekildedir. Eğitimde ihtiyaç beklenen koşullar ile varolan koşullar arasındaki farktır. Fark ne kadar küçük olursa ihtiyaç o kadar düşüktür. Biz öğretim tasarımcıları ise mevcut performansın istenilen performansa ulaşıp ulaşmadığıyla meşgul oluruz.
Altı tür ihtiyaç vardır;
1-Normatif İhtiyaçlar
2-Karşılaştırmalı İhtiyaçlar
3-Hissedilen İhtiyaçlar
4-İfade edilen İhtiyaçlar
5-Önceden Tahmin Edilen İhtiyaçlar
6-Acil İhtiyaçlar
NORMATİF İHTİYAÇLAR
Hedef kitlenin ulusal bir standartla karşılaştırılmasıyla belirlenir. Hedef kitleden beklenilenlerle yapabildikleri arasındaki farktır.
Örneğin; okuyan bir birey sayılabilmemiz için uzamnlar en az 4 kitap okumamız gerektiğini söylüyor. Eğer biz iki kitap okuyorsak okuyan birey sayılmıyoruz ve okuyan birey sayılmak için ayda 2 kitap daha okumaya ihtiyacımız var demektir. Bu ihtiyacımız normatif ihtiyaçtır.
KARŞILAŞTIRMALI İHTİYAÇLAR
Normatif ihtiyaçla benzer yapıdadır. Farkı ise ulusal düzey ile değilde aynı özelliklerdeki bir grup ile karşılaştırılmasıdır. Yapılabilenlerin grubun yaptıkları ile farkları karşılaştırmalı ihtiyaçtır.
Örneğin iki farklı gruba ingilizce kompozisyon yazma ödevi veriyoruz. Birinci grupta kullanılan ortalama ingilizce sözcük sayısı 400 iken diğer grupta kullanılan ingilizce sözcük ortalaması 200 oluyor. Bu durumda ikinci grubun kullanılan 400 sözcüğe ulaşmak için 200 ingilizce sözcüğe ihtiyacı oluyor.
HİSSEDİLEN İHTİYAÇLAR
Bireysel istek ya da ihtiyaçlardır. Kişi kendisi belirler. Amaç daha iyiye ulaşmaktır. Bireysel ihtiyaçları belirlemenin en iyi yolu anketler ve kişisel görüşmelerdir.
Dediğimiz gibi kişiler kendisi belirler. Mesela Benim ihtiyacım iyi bir meslek sahibi olmakken annemin ihtiyacı daha güzel bir ev olabilir. Arkadaşımın ihtiyacı günde 10 saat uyumak olabilir. Kişilere göre şekillenir ve önem sırası kazanır.
İFADE EDİLEN İHTİYAÇLAR
Bradshaw(1972) ifade edilen bir ihtiyacı, hissedilen ihtiyaçların eyleme dönüştürülmüş hali olarak tanımlar.İnsanlar çoğunlukla, ifade edilen ihtiyaçların giderilmesiyle ilgilenir.(Burton&Merill,1991) (2)
Örneğin kilo vermek isteyen bir birey araştırmalar yapar, neler yapması gerektiğini belirler. İlk olarak yapması gerekenlerden birisi spor salonuna gitmek olduğuna karar verir. Spor salonuna kayıt yaptırması ifade edilen ihtiyaç türüdür.
ÖNCEDEN TAHMİN EDİLEN İHTİYAÇLAR
Gelecekle ilgili varsayımlarla ilgilidir. Gelecekte oluşabilecek durum, değişebilecek sistem ve gerçeklerli belirleyip bu duruma yönelik yapılması gerekenlerdir.
Örnek verecek olursak yurt dışına çıkmak isteyen bir insan düşünelim. Gideceği ülke hakkında araştırmalar yapması ve en önemlisi gideceği ülkedeki konuşulan dili öğrenmesi önceden tahmin edilen ihtiyaçtır. İletişim kuramamasının ona zarar verceğini düşünmüş ve dili öğrenme çabasına girmiştir.
ACİL İHTİYAÇLAR
Etkisiyle önemli sonuçların ortaya çıkmasına sebep olan olumsuzluklar veyahutta başarısızlıklar olarak tanımlanabilir.(3)
Genellikle nadir oluşurlar.
Örneğin arabayla uzun yolculuktayken arabanın tekeri patlıyor. O gün içinde yanımıza yedek teker almamış olalım. Bu durumda tekere olan ihtiyacımız acil ihtiyaçtır. Tekerin patlayacağını tahmin edip yanımıza yedeğini almış olsaydık da önceden tahmin edilen ihtiyaç olacaktı.
KAYNAKÇA
1-http://ebadersleri.com/ihtiyac-nedir/
2-http://gizemnr.blogspot.com.tr/2016/03/ihtiyac-turleri.html
3-http://alperenfisne.blogspot.com.tr/2016/03/ihtiyac-turleri-nelerdir.html
Fikir edinilen genel kaynakça: http://ogta.net/course/ihtiyac-belirleme-ve-analizi
5 Mart 2017 Pazar
DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM
Ben bu hafta davranışçı yaklaşım konusu üzerinde durmak istiyorum. Davranışçı yaklaşım gözlenebilir ve ölçülebilir gerçeklerden bilgi edinir.
Öğrenme ile ilgili ilk deneysel araştırmalar 20. yüzyılın başlarında Thernikei Rusya, Pavlov ve Watson tarafından hayvanlar ve insanların laboratuarda farklı durum karşısında verdikleri davranışlara ilşkin çalışmlarla başlamıştır.
Odak nokta insan ve hayvanların davranışları olduğu için 'davranışçı yaklaşım kuramı' denilmişitr.
Davranışçılar öğrenmeyi uyarıcı ile davranış arasında bağ kurma işi olarak görmektedirler. Uyarıcı, organizmayı harekete geçiren iç ve dış olaylardır. Duyduğumuz bir ses, gördüğümüz bir ışık, resim, aldığımız tat bizim için birer uyarıcıdır. Uyarıcılar organizmayı etkileme gücündedir. Bir uyarıcı karşısında organizmada meydana gelen fizyolojik ya da psikolojik değişme, davranım ya da tepki olarak adlandırılır.
Davranımların bir araya gelmesiyle oluşan eylem ise davranış olarak nitelendirilir. Davranışçılara göre davranış değişmesine neden olan üç temel öğrenme süreci vardır. Bunlar: “klasik koşullanma”,”edimsel koşullanma” ve “gözlem yoluyla öğrenme”dir. Klasik koşullanma kuramına göre birey doğal olarak bir uyarıcı karşısında gösterdiği tepkiyi, tepkiye neden olan uyarıcıdan hemen önce gelen bir uyarıcıya da göstermeyi öğrenebilir. Ancak bu tip öğrenmeler genellikle rastlantısal olarak meydana gelmektedir. Bu nedenle eğitim programında uygulamak oldukça güçtür.(1)
Edimsel koşullanma kuramında ise insan ve hayvanlar davranışlarını, davranış sonucuna göre belirler. Davranış sonucu olumlu olursa davranışın tekrarlanma olasılığı yüksektir. Eğer sonuç olumsuz olursa davranış birkaç tekrar bile gerçekleşmeyebilir.
Bir davranışa onlar için güzel sonuç verilirse bu duruma olumlu pekişitrme, kötü sonuç verilirse olumsuz pekiştirme denir.
Davranışçılık anlayışına göre öğrenme, uyaran-tepki bağının oluşması ve bu bağın pekiştireçlerle güçlendirilmesi süreci olarak ele alınmaktaydı. Bu yaklaşımın en büyük eksiği yalnızca öğrencinin edimi üzerinde durması, edimin nedenleri, uyaran-tepki bağı oluşurken olup bitenler üzerinde durulmamasıydı. Davranışçılar öğrenmenin gözlenemeyen kısmı ile ilgilenmiyordu. Öğrencinin anlayıp anlamadığı da pek dikkate alınmıyordu. Buna göre, öğreticiler öğrencinin neyi, ne zaman ve nasıl öğreneceğine karar verir ve genellikle onların sessiz, pasif durdukları bir süreçte onlara bildiklerini aktarırlardı. Daha sonra yapılan sınavlarda öğrenciden kendisine aktarılanları tekrarlaması istenirdi. Bu yüzden davranışçılık akımı, yüzyılın başından beri aktif öğrenme düşüncesinin yayılmasındaki gecikme nedenidir.(2)
Davranışçı yaklaşımın savunucuları öğrenme
içeriğinin nasıl tasarlanması gerektiğinden çok çevre koşullarının nasıl düzenlenmesi
gerektiğinin daha önemli olduğunu savunmuşlardır (Saettler, 1990). Ancak bu yaklaşıma
yönelik eleştiriler incelendiğinde; sadece gözlenebilir ve ölçülebilir davranışları dikkate
alınması, zihinsel süreçlerin göz ardı edilmesi; insan ve hayvanların öğrenme süreçlerini
benzer sınıfta değerlendirilmesi negatif bir durum olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, sadece
gözlenebilir ya da ölçülebilir davranışları dikkate almaları soyut kavramların nasıl
öğrenildiğine ilişkin soruları gündeme getirmektedir. Bu açıdan bakıldığında da davranışçı
kuramı benimseyen kuramcıların, dil gelişimini açıklayamadıkları görülmektedir.(3)
KAYNAKÇA
1-) http://www.genelbilge.com/davranisci-yaklasim.html/
2-)http://davraniscilikkurami.blogspot.com.tr
3-)http://ogta.net/wp-content/uploads/2016/03/Böte-Nedir-Nasıl-Tanımlanır-Okul-Müzesiyle-Başlayan-Serüvenden-İnsan-Performans-Teknolojilerine-Uzanan-Yolculuk.pdf
26 Şubat 2017 Pazar
VİZYOSPASYAL(GÖRSEL KARALAMA DEFTERİ)
Görsel zeka beyinde ilk gelişen zeka türüdür. Bebekler belli dönemden sonra kendilerini ifade etmeye başlarlar. Bunu da konuşma yeteneğine henüz sahip olamadıkları için nesneler aracılığıyla -gösterme ile- iletişim kurmaya çalışırlar.
Biraz daha ileri dönemde kağıt kalem kullanarak çizim ve boyama ile iletişim yoluna girerler.
Görsel zeka dediğimiz kavram görüp, algılayıp anlamlandırdıklarımızla sınırlı değildir. Hayal dünyamızda gerçekleştirdiğimiz nesne, durum, obje vb. görsel zekamızın göstergesidir.
Vizyospasyal algı, objenin uzaydaki yerinin ne olduğunun algılanmasıdır. Vizyospasyal algı yetisi ile ilgili olan sağ hemisferin perietal lobudur. (1)
Yüzleri tanıma, geometrik bir şekli kopyalama, çizgilerin yönünün belirleme, labirent bilmeceleri çözme, küplerle desen oluşturma, alışılmadık bir perspektif görülen objeleri tanıma, bir kısmı görülen objenin bütününün ne olduğunu bilme gibi işlevler vizyospasyal becerileri değerlendirmede kullanılır.
Yapılandırma becerisini en basit değerlendirme aracı, hastanın karşısına kağıda çizilmiş bir geometrik şekil koymak ve bir kalem vererek bunu kopya etmesini istemek olabilir. Bir küp şekli, saat çizimi ya da Rey-Osterneth Kramaşık şekli kullanılabilir.(2)
Vizyospasyal algı yeteneğini ayrı ayrı testler ile değerlendirebiliriz.
1-) BENTON ÇİZGİLERİNİN YÖNÜNÜ BELİRLEME TESTİ
Çizgilerin yönünü belirleme testi(ÇYBT) Benton, Hamsher ve Varney tarafından 1978'de geliştirilmiştir.
Hastaya referans olarak belirli açı ile yerleştirilmiş on bir çizgi gösterilir ve hastadan belirli açılarla yerleştirilmiş iki çizginin referansa göre hangilerinin oduğunu göstermesi istenir.(3)
Hastaya beş deneme uygulaması yapılır. Otuz maddeli testte çizgiler alttan ve üstten yerleştirilerek algının güçleşmesi gerçekleştirilir.
2-) SAAT ÇİZİMİ TESTİ
Hastaya ortalama sekiz santimetrelik bir daire verilerek saatin rakamlarını yerleştirmesi istenir. Öncelikle 3-6-9-12 sayılarının yerleştirilmesi iyi bir göresel zekanın sahibi olunduğunu gösterir.
Vizyospasyal becerilerde bozukluk olması parkinson ve unutkanlığa sebep olur.
Parkinson hastalığı olan birisinin vizyospasyal işlevleri şu şekiidedir;
Vizyospasyal işlevler, uzaydaki objelerin pozisyonlarını ayırt etmeyi, bu objeleri uygun mekan çerçevesi içinde birleştirmeyi, bu tür mekanlarla ilgili kavramları gerektiren mental işlemleri yerine getirebilmeyi içermektedir. Vizyospasyal disfonksiyon PH'de çok yaygındır ve netelektüel yetilerin korunduğu ve az motor kompenent gerektiren testlerde bile kanıtları bulunabilir. Katagori oluşturma, yanıtın kendiliğinden oluşturulması ve ileri planlama kapasiteleri gerektiren işlevler bozulur. PH'deki vizyospasyal bozukluklardan vizyospasyal fonksiyonda spesifik bir değişiklikten çok santral işleme kaynaklarındaki defisitler sorumludur. (4)
KAYNAKÇA
4-) http://ayhanbingol.blogspot.com.tr/2015/08/parkinson-ve-unutkanlik.html
http://ismailcemtekin.blogspot.com.tr/2016/03/vizyospasyal-gorsel-karalama-defteri.html
19 Şubat 2017 Pazar
Veri, Enformasyon ve Bilgi Arasındaki Farklar
Veriler kendi başlarına ham halde durum bildiricilerdir. Sayısal veya sözel olabilen simgelerdir. Bir bağlamla (içerikle, temayla) ilişkilendirilip işlenmezlerse bir anlam taşımazlar. Anlamlı ve kullanılabilir olmaları için tanımlı bir çerçeve içine alınmaları ve işlenmeleri gerekir. (1)
Enformasyon ise verinin anlamlı bir şekilde kullanılmasıdır. Örneğin her sayı bir veridir. "Bir kitap" ise anlam yüklenmiş veridir. Artık veri bir sıfat görevinde kullanılmıştır. Kısaca enformasyon için bir ya da daha fazla verinin anlamlı olarak bir araya getirilmesi tanımını yapabiliriz. Kişiler verileri de göz önünde bulundurarak enformasyona anlam yüklerler. Her birey bir enformasyondan farklı anlamlar çıkarabilir. Enformasyonu aynı yorumlayan kişiler aynı anlama ulaşabilirler.
Bilgi de bu noktada karşımıza çıkar. Enformasyonu anlama, kavrama, sentez ve analiz edebilme yeteneklerine sahip kişiler enformasyondan bilgiye ulaşmış kişilerdir.Bilgi veri ve enformasyonun üst düzeyinde karışık bir yapıdır. Bilgiye sahip olan insanlar bilgelik sıfatını alırlar. Bilgelik düzzeyindeki bireyler veri ver enformasyonun içerisindeki gerçeklerin ne olduğunu, hangi mesaj ya da anlamı ifade ettiğini yorumlayabilirler.
Bilgiyle enformasyonu birkaç cümleyle karşılaştıracak olursak;
Bilgi elde edilmesi için bir araştırma süreci gereklidir fakat enformasyon için buna gerek yoktur; ihtiyacımız olmadan gelir.
Bilgiyle tüm bir sürece enformasyonla ise sadece sonuca ulaşabiliriz.
Bilgiyle düşünceler bildirilebilirken enformasyon yalnızca hükmü verir.
Bilgi neden ve niçin sorularını sorgularken enformasyon kim ve ne sorularını yanıtlar.
Bilgi ayırdında olma ve bilme edimini yaratırken enformasyon ise daha çok, karmaşa yaratır.
Bilgi net ve yalındır. Enformasyon ise aşırı tekrar içerir. (2)
Veri ile bilgi arasındaki farkları özetlemek gerekirse:
Veri bilgisayar sistemleri için bir girdi olarak kullanılır. Bilgi ise bu girdinin bir çıktısıdır.
Veri işlenmemiş rakamlar, sayılar ve figürlerdir. Bilgi verilerin işlenmiş halidir.
Veri bilgiden bağımsızdır. Bilgi ise veriye bağımlıdır.
Veri spesifik, kesin, belirli değildir. Bilgi spesifiktir, belirlidir.
Veri tek bir üniteden oluşur. Bilgi ise gruplandırılmış verilerden oluşabilir.
Veri anlamsızdır. Bilginin bir anlamı vardır.
Veri hamdır. Bilgi üründür. (3)
Veri, enformasyon ve bilgiyi bir örnekle anlatalım:
Aylar(Ocak,Şubat,Mart,Nisan,Mayıs,Haziran,Temmuz,Ağustos,Eylül,Ekim,Kasım,Aralık) birer verilerdir; Çünkü bir işlem yapılmamış üzerine bir anlam yüklenmemiştir.
"Yaz mevsiminin ilk ayı Hazirandır." dediğimizde enformasyon haline gelmiştir. Haziran ayına bir değer yüklenmiştir.
Bilgi de "Yaz mevsimi", "ilk","ay" "Haziran" kelimelerinin ifade ettiği gerçeklerin ne olduğunu bilme ve yorumlayabilme yeteneğidir. Bilişşel yeteneği aktif olarak kullanmaktır.
KAYNAKÇA
1. http://www.duyguguncesi.net/veri-enformasyon-bilgi/
2. http://cihanshn.blogspot.com.tr/2015/01/bilgi-ve-enformasyon-arasndaki-fark.html
3. https://limenya.com/veri-ve-bilgi-arasindaki-fark/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



































